17 Şubat 2017 Cuma

Evde Ütü Yaparak Para Kazanmak

Evde Ütü Yaparak Para Kazanmak

Ev hanımlarının gündelik yaptığı işler arasında bulunan ütü, bireylerin alışkın olduğu bir iş haline gelmiştir. Çeşitli nedenlerden dolayı dış dünyada iş hayatına katılamayan bayanlar, firmaların sunduğu ek iş seçenekleri ile evde oturdukları yerden gelir elde edebilirler.

Ütü yaparak gelir elde etme fikri sizi de etkilerken, dilediğiniz şekilde işinizi yapacaksınız. İşveren firmalar, çalışanlarını koruyarak birçok kolaylık sunmaktadır. Bu kolaylıklardan faydalanmak için başvurunuzu anında yapacaksınız.

Evde iş imkanlarından biri olan evde ütü yaparak para kazanmak mümkün olurken, gelirinizi de elde edeceksiniz. Böylece ekonomik özgürlüğünüze kavuşacak hemde ev ekonomisine de katkıda bulunacaksınız.

Evde ütü yaparak para kazanmak üzere birbirinden farklı firmalar bulunurken, bu firmalar arasından seçiminizi yapacaksınız. Aynı zamanda firma seçiminizi yaparken, güvenilir işverenler ile çalışmakta fayda vardır. Aksi takdirde olumsuz durumlar ile karşı karşıya gelme ihtimaliniz oldukça yüksektir.

İşverenlere ulaşmak için başvurunuzu anında yapabilirsiniz. Ayrıca başvurunuzu yaparken kısa bir forum dolduracaksınız. Bu başvuru forumunu ücretsiz bir şekilde firmaya yollayarak, en kısa sürede geri dönüş alabilirsiniz.

Yapacağınız işte gerekli olan malzemeler size girişimcilik yapan şirketler tarafından yollanacaktır. Ütü yapacağınız kıyafetler, birbirinden farklı olurken aynı cinste olabilir. Kimi zaman gömlek ütüleyecek kimi zaman ise pantolon ütüleyerek gelirinizi elde edeceksiniz.

Firmalar, fiyatlandırma sistemini ütü yapacağınız ürünün cinsine göre ve sayısına göre belirlemektedir. Ütü yapacağınız kıyafetler işveren tarafından evinize yollanacaktır.

Her gün düzenli olarak ütü yaptığınız takdirde gündelik işlerinizi de aksatmayacaksınız. İşverenin sizden istediği en önemli konu, ütü yapılacak kıyafetleri istenilen zamanda teslim etmek olacaktır.

Evde ütü yaparak para kazanırken kendinizi kurtaracak bir gelire sahip olacaksınız. Bu gelirle kişisel masraflarınızı özgürce karşılarken, ev ekonomisine de katkıda bulunmayı sağlayacaksınız.

Evde iş imkanından yararlanıp evinizin sıcaklığında işinizi yaparken, zorlanmayacak ve dikkatli hareket edeceksiniz. Çalışma ortamınızın temiz olmasına özen gösterecek, ütü yapacağınız kıyafetlere zarar vermeden işverene belirtilen zamanda teslim edeceksiniz.

En İyi Film Yönetmenleri Kimlerdir?

En İyi Film Yönetmenleri Kimlerdir?

Sinema tarihinin unutulmaz filmlerini bu kadar ön plana çıkartan kamera arkasındaki usta yönetmenlerdir.

Efsaneleşmiş filmleri kendi bakış açılarıyla yorumlayan ve bunu izleyicilere gösterebilen başarılı yönetmenler, en az filmleri kadar ünlüdür. Peki, sinema dünyasının en iyi film yönetmenleri kimlerdir?

Alfred Hitchcock

1989 yılında Londra’da dünyaya gelen usta yönetmenin en ünlü filmleri arasında Psycho, Vertigo ve The Bird gibi yapımlar yer alır.

Stanley Kubrick

Clockwork Orange, Cinnet, Bir Uzay Destanı gibi filmleriyle tanınan Stanley Kubrick; yüksek egosuyla set ekibinin korkulu rüyası haline gelse de, izleyicileri büyülemeyi başarıyor.

James Cameron

Gişede oldukça yüksek izleyici kitlesine ulaşan başarılı yönetmen; Avatar, Titanic, Terminatör gibi yapımlarla en iyi film yönetmenleri arasındaki yerini alıyor.

Christopher Nolen

Batman serisindeki başarısıyla ününe ün katan İngiliz yönetmen sinema dünyasına katkıları devam etmekte. Başarılı yönetmen Inception, Intersteller ve Momentum filmleriyle de tanınmıştır.

Coen Kardeşler

Joel ve Ethan Coen birlikte başarılı filmler çektikleri için sinema dünyasında ‘’Coen Kardeşler’’ olarak tanınmışlardır. En ünlü filmleri arasında, Fargo ve Big Lebrowski yer alır. 2007 yılında ‘En İyi Yönetmen’ dalında Oscar ödülüne layık görülmüşlerdir.

 Peter Jackson

1961 yılında Yeni Zellanda’da doğan Peter Jackson, efsaneleşmiş ve gişeleri alt üst etmiş pek çok esere imza atmıştır. Lord of the Rings (Yüzüklerin Efendisi) ve Hobbit gibi başarılı serilerin yanı sıra King Kong ve Cennetimden Bakarken filmleriyle de tanınmıştır. Başarısını 3 kez Oscar ödülü alarak taçlandırmıştır.

Quentin Tarantino

Pulp Fiction, Rezervuar Köpekleri ve Kill Bill gibi filmlerle en iyi film yönetmenlerinden biri olarak tanınan Tarantino, 2 kez Oscar ödülüne layık görülmüştür.

Nuri Bilge Ceylan

Kış Uykusu, Bir Zamanlar Anadolu da, Üç Maymun gibi başarılı filmlere imza atan Türk yönetmen; Altın Palmiye ödülü almış ve ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etmiştir.

En iyi film yönetmenleri kimlerdir? Sorusuna cevap olabilecek daha pek çok isim vardır ve bu yönetmenler Hollywood ve benzeri platformlarda başarılı filmlere imza atmaya devam etmektedir.

Hayvanların İnsan Psikolojisine Etkisi Nedir?

Hayvanların İnsan Psikolojisine Etkisi Nedir?

İnsanların ve hayvanların arkadaşlığı Neolitik Çağ'da insanların hayvanları evcilleştirmeye başladığı zamana dayanmaktadır. İlk evcilleştirilmiş hayvanlara Ortadoğu'da rastlanılmaktaydı. O zamanlardan günümüze kadar hayvanların önemi göz ardı edilemez.

Zaman zaman dışlandıkları, haklarına saygı duyulmadıkları hayvanların insan psikolojisine oldukça etkili oldukları bilinmektedir.

Hayvan desteği tedavi (HDT), son bir kaç yılda tüm dünya daa rtarak desteklenmekte ve uygulamalarında çeşitli zorluklarla karşılaşılan bazı terapilerde sağlığın iyileştirilmesinde giderek tercih edilmektedir. Özellikle kronik bir hastalığı olan kişilerde küçük bir ev arkadaşı olumlu sonuçlar vermektedir ve iyi bir arkadaştır.

Bir havyana bakan kendine bakmayı da öğrenebilmektedir. Evde hayvan huzuru getirir. Huzuru yakalamış insanın da psikolojisi çok iyi olabilmektedir. Kendini yalnız hissettikleri zamanlar da kişilere çok iyi bir arkadaş, bazen sırdaş ve bazen de dayanak olabilmektedirler.

Hayvan besleyen insanlar sevgi ve dolu anlayışlı bir insan oluyorlar. Karşılıksız bir sevgi olduğu içinde psikolojilerini etkilemiyorlar. Sizden bir şey istemiyor, hayatınıza kastedecek alışkanlıklarınızla ilgili değişimler istemiyor.

Evde sıkıntı duyulan bir durum olduğunda sakinleştirici bir etkileri oluyor. Artık evin bireyi pozisyonuna geliyorlar. Bir hayvana bakıyor olmak karşılıklı duygusal bağı sürdürebilmek demektir.

İnsanı yeniler bir durumdur. Sadece sevgi veriyorlar bize. Koşulsuz, şartsız yaşadıkları süre de seviyorlar bizleri. İşte en büyük ihtiyacımız olan şeyi veriyorlar aslında bize karşılıksız, saf sevgi. Bir hayvanı tanırken aslında kendinizi de yeni yeni tanımaya başladığınızı fark edersiniz.

Özellikle çocukların küçük yaşlarda hayvan beslemesi, bir evcil hayvan ile birlikte büyümeye başlamaları, daha sağlıklı, pozitif, daha sevecen bir insan, karşılıksız sevgi, paylaşım, saygı duyma, kendinden başka canlıların da farkında olma ve empati kurma açısından sağlıklı olacaktır.

Kısacası, hayvanların insan psikolojisine etkisi nedir sorusunu olumlu şekilde görebilmekteyiz. Hayvan besleyip de olumsuz, saldırgan bir insanla karşılaşılmamıştır henüz.

Hayvanların bizlere bu kadar olumlu etkilerini bildikten sonra, evcil hayvan edinilmeye herkes teşvik edilmelidir. Ruh sağlığı, davranış ve sevgi dolu olabilmeleri için.

Kara Film

Kara Film

Film Noir (kara film) terimi, Fransız film eleştirmenleri tarafından bir çok Amerikan yapımı polisiye macera filmlerindeki karamsar yapıya itafen kullanılmaya başlanır. Gerek işledikleri temalarla gerek olay örgüsü ile karanlık bir duruş sergileyen filmler, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Fransa’da izleyiciye sunulan Amerikan filmleri olarak belirtilebilir. 1940′lı yılların başlarında kendini göstermeye başlayan kara film akimi, savaş sonrası dönemde daha da belirgin bir hal alarak 1960′lı yıllara kadar, Amerikan film endüstrisinde varlığını sürdürür.

Toplumun içindeki şeytani düşünceyi metaforik göstergelerle, ahlaki çıkmazlıkları ikiliklerle sunmaktadır. Heidegger-vari bir anlatımın izinden insanoğlunun varoluşa bırakılmışlığını imleyen kara film bir janra değil, bir stil, filmin kendine has tonu olarak değerlendirilmektedir. Bu stil, Avrupa’daki süregelen olaylardan baz alınan konuların göçmen film yapımcıları aracılığıyla Hollywood’a taşınmasi temellerine dayanır.

Post-noir olarak tabir edilen filmler, klasik kara film döneminin ardından klasik noir temalarının güncellenmesi olarak tanımlanabilir. Modern noir, tech-noir veya neo-noir olarak tanımlanmakta olan dönem filmleri özellikle 20.yy’ın ikinci yarısında etkili bir alana sahip olur. Tech-noir olarak değerlendirebileceğimiz filmler, hibrid yapıdaki bilim kurgunun, garip, güvensiz ve anlamsız bir geleceğin portresini çizmektedirler. Willam Gibson tarafından ilk kez kullanılan neo-noir terimi, özellikle 1970′lerde ve 80′lerde kendini göstermektedir. Başlıca yapımlar, Alien (1979); 1984 ( 1984), Robocop (1987), Outland (1981); Blade Runner (1982), Terminator (1984), ve Total Recall (1990) olarak sıralanabilir.

Melankoli, yabancılaşma, karamsarlık, ahlaki çatışma, suç, paranoya durumları ilk donem film noirlarda hakim olan konular olarak siralanabilir. Kahramanlar veya anti-kahramanlar çöküntüye uğramış karakterler, sıkı dedektifler veya özel ajanlar, polisler, gangsterler, siviller, savaş muhabirleri, suçlular ve katiller.. çoğunlukla karanlık yaşamları olan, karamsarlıklarla örülü bir geçmişten gelen yeraltından karakterlerin konu edildigi filmler; diğer filmlerle karşılaştırıldığında, takıntılı, hasarlı, korkutulmuş ve yalnız olan karakterlerin varolma savaşı ve bu savastaki surekli kaybeden olma halleri oldukca yogun bir dille vurgulanmaktadır.

Film noirlarda işlenen kadın karakterleri iki ayrı kutup olarak ele alınabilir; bir tarafta sorumluluk sahibi, güvenilir ve sevgi dolu olan kadınlar, diğer tarafta gizemli, değişken, ikili oyunlar oynayan, görkemli, güvenilmez, sevgisiz, sorumsuz, erk sahibi femme fatalèler… Film noirların erkek karakterleri ise genellekle bu iki kadın tipinden birini seçer, bu seçim genellikle femme fatallerden yana olur bu durumda erkek karakter ya bir suç işler yada tutkunun beraberide getirdiği suçlara nail olur.

Genellikle siyah beyaz olarak çekilen klasik film noirlar, insanın karanlık yanını yansıtmaya eğilimlidir. Deneyimlern puslu, karanlık ve sadist yönlerini tanımlamaktadır. Karamsar, sinirli ve kuşkucu bir atmosfer en belirgin karakterler olarak ön plana çıkmakta; ‘yararlılık’ , ‘şeytanilik ve tuzağa düşürme’ile içiçe işlenmektedir. Filmlerdeki karakterlerin etkisinden kurtulamadıkları bir geçmişleri ve bu saplanıp kalmışlıkla yenilenen hataları söz konusudur.

Film noirlarda, alman dışavurumculuğundan miras alınan ışıklandırma nosyonu etkili bir şekilde kullanilmaktadir. Alman dışavurumculuğu, insanın içinde taşıdığı kötücüllüğü betimleme üzerine bir girişim olarak tanımlandığında film noirlar ile alman dışavurumculuğunun eş tabanlılığı daha da belirgnlesmektedir. Dışavurumcu ışıklandırma ile mekana eklemlendirilen atmosfer insan eliyle yapılandırılarak, formların gün ışığındaki görünüşlerinden daha farklı algılanmasını, görselliğin bağlamından kopartılmasını sağlamaktadır. Dar kamera açılarının sıklıkla kullanımı yansıtılmak istenen buhranın, sıkıntının tamamlayıcısı, belirteni ve altını çizeni olarak ön plana çıkar. Film noirlarda sıklıkla kullanılan motiflerden biri de yuvarlaklar halinde havaya yükselen sigara dumanıdır. Varoluşsal kaygılar, dengelenmemiş kompozisyonlarla aktarılırken, film setlerinde low-key lighting (düşük tonda ışıklandırma) kullanılarak, karartılmış pencereler, karanlık görünümler ön plana alınmakta; filmlerin dış çekimleri ise genellikle geceleri gölgelerin hakim olduğu ıslak asfalt yollarda, yanıp sönen neon ışıklarının aydınlattığı yeni yağmur yağmış kaygan sokaklarda yapılmaktadır. Hikayelerin geçtikleri mekanların, genellikle karanlık sokaklar, az aydınlatılmış apartmanlar, büyük şehirlerdeki dar otel odaları olması savaş döneminin geride bıraktığı ağır korkuların sığınakları olma hallerinden ileri gelmektedir. Savaş zamanı yaşanan elektrik kesintilerinin yanısıra farkedilmez olma, görünürlükten uzaklaşma psikolojisi bu konumlandırılmayı desteklemektedir.

Hikayeler genellikle karmaşık ve dönüştürülmüş olarak aktarılmaktadır. Film noirlarda flashback (geridönüş) ve voice over (üst ses) kullanımı oldukça yaygındır. Film karakterinin sürekli bir unutkanlık yaşaması veya amnesia hastası olması hali oldukça yaygındır. Geri dönüşler ve yeniden değerlendirmeler ile kahramanın kişisel hayatı, belleği üzerinden izleyiciye sunulmaktadır. Bu sunumda iki farklı anlatım yolu izlenir, birincisi izeyicinin kendisini kahramanin yerine koyduğu, olayları onun gözünden yaşadığı, algısal hikayeleme; diğeri ise izleyicinin olayların tanığı olduğu ve olayları yargılayabilme hakkını elinde bulundurduğu düz anlatımdır.

İlk film noirlar, dedektif filmleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle çok satan edebiyat kitaplarından uyarlanan filmlerin senaristleri Raymond Chandler, James M. Cain ve Dashiell Hammett olarak sıralanabilir. Genellikle bir erkek karakterin çevresinde gelişen film noirların aktörleri, çoğunlukla Robert Mitchum, Fred Mcmurray veya Humphrey Bogart, bir femme fatale ile ilişkiye girer; genellikle Mary Astor, Veronika Lake, Barbara Stanwsyck veya Lana Turner. Kadınsılıklarını kullanarak erkeği manipule eden ve bir şuç işlemesine ön ayak olan femme fatalé’lerin sonu genellikle bir zarar görmesiyle ve ilişkide olduğu erkeğin hayatıyla sonuçlanır.

1941 yapımı olan Malta Şahini (The Maltese Falcon), Dashiel Hammett’in kitabından uyarlanan bir John Huston yapimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Humphrey Bogart, mücevher hırzıslarının hizmetinde olan karizmatik Sam Spade’i canlandırırken Mary Astor femme fatalé rolundedir. Bogart’ın filmografisinde önemli bir yeri olan malta şahini, nihilist stilde çekilen ilk filmlerden biri olma özelliğine sahiptir. Bogart’ın altı yıl boyunca beyazperdeye hakim olacak olan imajının temellerini attığı film ayrıca Huston’un ilk filmidir. Malta Şahini’nin iki eski versiyonu bulunmaktadır; Ricardo Cortez ve Babe Daniels’in Malta Şahini (1931) ve Warren William, Bette Davis’in Şeytan Kadınla tanıştı (1936). Huston roman ve film arasındaki dengeyi yakalayarak, kamaşık olay örgüsünü bozmadan aktarmaktadir. İsimler, cinayetler, entrikalar peşpeşe sıralanırken, mücevher kaplı efsanevi bir şahin heykelinin peşine düşmüş bir grup insanın öyküsü, ikili oynadigini büyük bir cazibeyle maskelemesini bilen kadın tarafindan domine edilmektedir.

Orson Welles’in filmleri önemli kara film göstergeleri taşımaktadır. Dışavurumcu filmi Yurttaş Kane (Citizen Kane), üçlü karmaşık aşk ilişkisini konu edinen The Lady from Shanghai, bir b-film klasiği olan Touch of the Evil.

Raymond Chandler’In ünlü karakteri Philip Marlowe ise, bir çok aktör tarafından canlandırılmıştır. Murder My Sweet’te Dick Powell, The Brasher Doubloon’da Robert Montgomery, Marlowe’da James Garner… Bu canlandırmalarda öne çıkan Humprey Bogart’ın başrol oynadığı Büyük Uyku (The Big Sleep) olur. Bogart’ın, şantaj, pornografi ve cinayet ucgeninini ortasinda kalan karakter canlandirmasi ve Dashiel Hammet’in Malta Şahini’ndeki Sam Spade’ìn başarısı Warner Brothers şirketini başka bir süper dedektif öyküsü aramaya iter. Philip Marlowe kişileştirilmesi Warner Bros’un tam da aradığı karakterdir. 1946 yapımı Büyük Uyku karmaşık olay örgüsü ile ilk defada anlaşılamayacak bir film; bir özel dedektif bir şantajcıyı bulmakla görevlendirilir ama kısa süre içinde kendini cinayet, ihanet ve şehvet karışımı bir girdabın içinde bulur. Ayrıca 1978 yılında yeniden filme alınan Büyük Uyku’da Marlowe’u Robert Mitchum, iki kızkardeşi Candy Clark ve Sarah Miles, gangster Eddie Mars’ı Oliver Reed canlandırmaktadır.

Şok etkisi yaratan, melodramik film noirlar romantizm ve kendini yok etme arasında gelgitler yaşatan femme fatalèler ve hayattlarındaki erkekler uzerine denemeler olarak tanimlanabilir. Double Indemmnity, The Woman In The Window, The Postman Rings Twice, Out Of The Past bu temaya örnek teşkil eden filmlerdir. Billy Wilder’ın James Mccain’in romanından uyarladığı Double Indemnity, Barbara Stanwyck’in sigortacısı ve sevgilisi olan Fred Macmurray’ı kocasını öldürmeye ikna etmesi, böylelikle sigorta olanaklarından yararlanarak ikili bir kazanç sağlama amaclari konu edilmektedir.

Fritz Lang’ın The Woman In Window’unda başarılı birakademisyen olan Edward G. Robinson’un istemenden, hiç niyeti olmadan işlediği bir cinayet sonrasında Joan Bennett’in şanajlarına maruz kalması konu edilmektedir.

Belgesel üslubu olan film noirlar genellikle karanlık, ıslak sokaklarda, şehrin suç işlenen bölgelerinde realist ve yarı belgeselci bir tavırla çekilen filmler olarak tanimlanabilir. Ayrıca sadece hapisanede geçen film noirlar, kadınların mağdur olduğu film noir örnekleri bulunmaktadır. Kadınların hayatlarındaki erkekler, genellikle kocaları tarafından kullanılıyor oluşları Hitchcok’un ilk filmlerinden Rebecca, Otto Preminger’in Laura’da karsimiza çıkmaktadır.

Modern film noirlara gelindiğinde Roman Polanski’nin Chinatown’u (1974) veya 1981 yılında çekilen Body Heat örneklendirilebilir. Double Indemnity’ye bir gönderme olarak Lawrence Kasdan’ın yönettiği Body Heat, bir avukatın kadın karakterin, Kathleen Turner’in, kocasını öldürme hikayesinin yeniden anlatımıdır.

Tech-noir’lara gelindiğinde, modern dünyaya futurist yaklaşımlar soz konusu olmaktadır. Ridley Scott’ın bir bilim-kurgu klasiği olan Blade Runneri Los Angeles toplumunda Harrison Ford’un androidleri öldürmekle görevlendirilmiş bir dedektifi konu almaktadır. Alex Proyas’ın Dark Citysi de futurist postmodern ve karanlık bir toplum düzleminde ele alınmaktadır.

Film noir terimi ayrıca birçok filme uyarlanmıştır; 50′li yılların western filmleri: The Gunfighter (1950) ve High Noon (1952); 40′li yilların gangster filmleri: They Drive By Night (1940), White Heat (1949); belirli bir janra ait olmayan dramatik filmler: Sunset Boullevard veya 60′ların ve 70′lerin polis-kahraman filmleri sayılabilir.

burdan sonrası da cgencer’den:

Modern zamanda geçen film noir filmlere hiç kuşkusuz bu alanda virtüöz sayılabilecek David Lynch’in İkiz Tepeler (Twin Peaks) filmini ve dizisini, Kayıp Otoban (Lost Highway) ve Mulholland Drive’ı eklemeden olmaz.

Diğer modern film noir klasikleri arasında Jean Pierre Jeunet’in Kayıp Çocuklar Şehri (City of Lost Children) ve Şarküteri (Delicatessen) filmleri ayrı bir yere sahiptir.

Neo-noir denilebilecek türde Avalon, anime alandan gerçek alana da kaymaya başlayan Mamoru Oshii ilk sağlam çıkışını Ghost In The Shell ile yaptıktan sonra çekmiştir ve Polonya’da geçen postwar dönemi sanal gerçeklik/femme fatale karışımı siyah/beyaz bir yapımdır.

Zamanın Genleşmesi Üzerine

Zamanın Genleşmesi Üzerine

Etraf karlı, soğuk… Kar olunca hayat yavaşlıyor. Gün boyu izlediğim trenler kaza yapmamak için daha yavaş hareket ediyor. İnsanlar düşmemek için dışarı çıkmıyor ve trafik de daha seyrek… zamanı yavaşlatan bir örtü bu kar.

Hem dondurucu bir yanı var, hem de zamanı genişleten bir yapısı. Hayvanlar kış olduğunda uyurlar, karın nabzı yavaşlatan, uyku ile uyanıklık arası bölgeye çeken bir yanı da yok mu?

İnsanlar, sıcak evleri, barınakları ve işyerleriyle tam olarak kara teslim olmadığı için belki de zamanın genleşmesini çok da yakalayamıyorlar.

Anın içinde anı görmüyorlar, koşturmalarına devam ediyorlar. güneş ile yerkürenin mesafesinin azalmasının kışı ve bu zaman genleşmesini getirdiğini düşünürsek, güneşin zamanın belirleyiciliği ve güneş olmayan ortamda zamanın yokluğu da daha belirgin hal almaz mı?

Bu durumda ışık ile zaman birbiriyle var olabilen iki etken… Karanlık alanda zaman da geçmek bilmez, uyanık olsak da ne zamana dair bir belirteci hissedebiliriz, ne de saate baktığımızda onu görebiliriz.

Nefes alışverişlerimiz değil midir bizi yaşar kılan? Neden mekanik bir destekleyiciye ihtiyaç duyarız? daha hızlı nefes alıp verdikçe, zmana da daha hızlı akıp geçer.

Daha dingin bir haldeyken, zaman da çok yavaş ilerler. Bu durumda saat aslında biz olmalıyız; çarklardan oluşan ve kurulu bir yay gibi bize zamanın -öyle olmasa da, reel akışını vurgulayan endüstri toplumundan arta kalan bir metal yığınına neden bizim ihtiyacımız var?

Nefes, yaşamdır. Nefes, andır. Nefes, varlıktır. İlla bir ölçüm gerekiyorsa bunun nefesle olması daha sağlıklı sanki. İlelebet muğlakiyet…

Kara Basma ‘Kabusta’ İz Olur

Kara Basma ‘Kabusta’ İz Olur

Karabasan… Her zaman sıkıntı veren bir durum; metafizik mi desem metanet ve kimya mı desem… Uyurken gelir yatakta, üzerimize çullanan bir kara hayalet gibi kilitler bedenimizi. Kıpırdayamazsınız o an; çok da ürker, korkarsınız.
Uyandığınız halde yataktan kalkamamanız, bir güç tarafından hareketlerinizin engellenmesi, kıpırdayamamanız yada konuşamamanız, bağırmaya çalıştığınız halde sesinizin tüm çabalamalarınıza rağmen çıkmaması, bu süre zarfında çeşitli sesler ve halisünasyonlar görmeniz…
şeklinde başa geliyor. Ardından insanı uyumaya korkutuyor neredeyse. Kendinize kalkmayı telkin edebilir ve bunu başarabilirseniz ala! O artık yoktur. Gerçekliğe dönüş ile varlığı hiçe karışmıştır artık.

Uyku ile uyanıklık arası bölgenin bir durumudur karabasan aynı zamanda. Düşünebilirsiniz çünkü o anda. Önemli olan, beyninizi gerçek dünyaya geri getirebilmek, gerçekle yüzleştirebilmektir. Gözünüzü açmak…

Çok güçlü bir iradeye ihityaç vardır o anda. Bazı insanlar bunu kötü cinler ile açıklar, bazıları da uyku felci dedikleri bir beyin arızasıyla. Cinlerin etkisini bilemeyeceğim, lakin uyku felci yaklaşımından ziyade ben beynin kısa devre dışı kalmaları, bilinç ve varlık konusunda ikileme düşmesi ve sanrıların gerçekmiş gbiialgılanmasıolarak görüyorum bu olayı.
İslami bilgilere göre uykuya giriş sırasında bilincin ya da ruhun bir bölümünün varsayılan tünele tırmanıp soyut bir aleme açıldığını düşünürüz.. Rüyalar bu alemden esinlenmektedir. Çoğu zaman normal uykuya geçişte, uyku ile uyanıklık arasında bir irkilme ve yüksekten düşüyor gibi hisseder ve yataktan sıçrarız. Bu uykuya dalmada belki de tünel olayını açıklar.
demiş hipnozla da uğraşan Dr.Murat Ulusoy. Dinde bu bilgileri verebilmek için bir yerlerde yazılı olması gerek sanırım, enrede kayıtlı olduğunu merak ettim. Lakin tünel efekti ilgimi çekti bu yorumda; uyku ile uyanıklık arası bilinçte olmak, rüyalara etki edebilmek bir çalışma sonucu olabilir. Yine aynı şekilde karabasan da etki kanımca bu etki edebilme yetisi sayesinde olabilir. Sözlükte çeşitli yorumlar ve düşünceler bulabilmek mümkün.
$aman mitlerinden gelme bir ruhtur. soylenceye gore karabasan yeraltinin kotu ruhlarindan birisidir ve tümengi toz topluluguna dahildir. albastı olarak da gecer..
ifadesi ilgi çekici, tümengi toz grubu nedir bir araştırmak gerek.
her seferinde bunun bi canlı olduğunu varsayarak defol git direnişi gösterdim.. belki doğru belki yanlış ama gitti.. bir seferinde ise gitmeden önce beni yattığım yerden aşağı fırlatıp gitti.. düştüm diyesim geldi ama yerden 50cm yüksek bi döşekten yatağın 120cm uzağına düşmek zor bişey.. neticede bu bi olay ve oluyo.. şapkası mı var yoksa sıvı mı salgılıyorum bilemem.. ufakken geyikleri yapılırdı.. karabasana iğne batırabilirsen her istediğini yaptırabilirsin iğneyi çekene kadar derlerdi.. hmm.. iğne bulundurmak lazım bi dahaki sefere..
irade ile karabasandan kurtulabildiğinin ve beynin kurgulamasıyla olayı çok metafizik görebilmenin de mümkün olabildiği ortada. yine de bu, gece tepemize tüneyerek ses çıkarmamızı dahi etkileyen varlığı veya yokluğu açıklayamıyor. bazı şeyler muğlak bölgede kalır hep.

Muğlak Bölgede Seyahat

Muğlak Bölgede Seyahat

32 kısım tekmili birden, hem de herkesin ağzından. İçinde herkesin kendi muğlak bölgelerini çizebileceği ve herkesin kendine göre tanımlayacağı bölge.

Kendi hikayelerimizden, sanrılarımızdan, algılarımızdan ve gerçeklikten bağımsız bir muğlak oluşturmak ve bunun referansları doğrultusunda bir toplu muğlak yaratmak.

Tanımı, kendinden mütevellit muğlak olan ve bu yüzden geniş bir üslup yelpazesine açık, okuyandan çok yazanı şaşırtacak muğlaklıklar. Bir sis kümesi.

Bu muğlaklığa seslenip yankıdan yön tayini yapmayı amaçlamak ama içeride maceracı bir gemici sergüzeşti ile en güzel limana ulaşmaya uğraşmak.

Bir aşkı büyütür gibi tanımaya çalışmak karşındakini ve her dem yanılmak, ama yılmamak, büyük muzafferler gibi yenilginin kaybetmek değil kaybettikten sonra tekrar savaşacak güç bulamamak olduğunun bilincinde.

Ve her keşfin yeni muğlaklıklara gebe olduğunu asla ve asla akıldan çıkarmayarak tanıma devam etmek.

Boş vermek birdenbire. Kendini salıvermek. İçindeki kendine yenilmek. Benlerin savaşına gözlemci olmak. İzlemek savaşları, ateşkesleri, mütarekeleri, entrikaları.

Kurgulamak, kurgudan sıkılıp karakterleri başıboş bırakmak, ve onları izleyip afallamak. Sonuçları kafandaki muğlak kurguyla uzlaştırmak.

Yapabileceğine el atıp halletmek, yapamayacağını etiketleyip rafa kaldırmak, sonra rafları temizlemeye girişip bahar temizliği nostaljisine kapılmak ve düşünmeye başlamak, bir büyük devirmek.

Sonra ev kadını titizliğiyle her şeyi baştan sınıflandırıp, daha korunaklı çekmecelere kilitlemek.

Her yaratanın en büyük düşmanı olan yeteneğini keşfetmek, ona saygı duymayı öğrenmek, ama onu kilitleyerek yaratıcılığı öldürmeden bir ortak yaşam kurabilmek.

Velhasıl, sonuçta yazmak, yapmak, yaratmak, yani yaşamak. tüm mesele bundan ibarettir.

Buyurun gelin.

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest

DMCA