27 Ocak 2017 Cuma

Agoni

Agoni

O akşam mezarlığın içinden geçen patikayı kullanmak istedim yine eve giderken. Ellerimi arkada kavuşturup, öyle yürüyordum. Sessizlik vadisinde ilerlerken kabir ehline selam verip, selam aldığımı da hayal ediyordum. Belki bir süre sonra gideceğim bir şehrin sakinleriyle şimdiden bir tanıdıklık oluşturmaktı yaptığım. Belki beklenen korkuyu biraz azaltmak için yapılan bir yatırımdı ya da onların da varoluşlarını sürdürdükleri, hatta selamlaştıklarına bir atıfta bulunarak ölüm sonrasını da hayat gibi yaşanan bir sürece benzetme çabasıydı.

Patikanın bittiği yerle sokağın başladığı yer arasındaki küçük alan, mezarlardan sonra ağaçlar sıklaştığı için her zaman biraz daha karanlıktır. Ölümle hayatı ayıran bu karanlık kısım topu topu otuz otuz beş adım olmasına rağmen, beni sadece orası ürpertir. Sokağa hızlı adımlarla atarım kendimi,  tersine yürüyorsam da mezarlığa koşar adım girerim. Ne ölüm ne de hayat can çekişme kadar ürkütücü değildir bilirsiniz. İşta burası tam da can çekişme bölgesidir benim için ve hep hızla geçip gitmek isterim buradan.

O akşama kadar öyle yapardım, ama o akşam öyle olmadı, olamadı. Yeni yağmış karın üzerindeki garip ayak izi dikkatimi çekti. İlk başta beni duraksatan ayak izinin ayak izi olmasıydı. Yani gerçekten ayak izi olmasıydı. Ayakkabı veya bot veya çizme değil düpedüz çıplak bir ayağın izi...

Karın üzerinde gördüğüm ilk ve son şey bir düştü. Düşümde çok ıssız ve soğuk bir yerde karın üzerinde güçlükle ilerlemeye çabalıyordum. Yürümek zorundaydım ve çok üşüyordum ve nedense çok korkuyordum. Üstelik uçsuz bucaksız bu yerde yönümü anlayabileceğim en ufak bir işaret yoktu. Her tarafa bakarak ufuk çizgisini arıyordum. Dümdüz bir ovadaydım, hava soğuk ama pırıl pırıldı, ama ufuk çizgisi yine de yoktu. Düşümün geri kalanını da hatırlıyorum. Karın üzerinde bir ayak izi görmüş, çok sevinmiş ve onu izlemeye başlamıştım. Kurtulmuş olduğumu düşünmüştüm. Uzun bir yürüyüşe rağmen henüz bir yere varamamıştım ve ayak izi devam ediyordu. Arkama dönüp baktığımda düşüm iyice kabusa dönmüştü. Çünkü ben arkada yürüdükçe oluşması gereken ayak izim yoktu. yani sadece benim izlediğim ayak izi vardı. Çığlıklarla uyandığımda düş bitmişti.

 İşte şimdi burada yine o görüntü ve bu kez de gerçek olunca önce yoğun bir korku yaşadım. Sonrasında korkuyu bastıran merakla ayak iini takip ettim yine. Ayak izi sokağın sınırına kadar geliyor ve geri dönüyordu. Bu kez mezarlığın sınırına gelip tekrar dönüyordu. Yaklaşık beş tur kadar takip ettim izleri; benzer biçimde sürekli gidip geldiğini fark ettiğimde arkama dönüp baktım. Ve işte yine düşüme düşmüştüm adeta. Benim ayak izlerim yoktu...

Sokağa çıkamadım, mezarlığa doğru koşmaya başladım. Mezarlığın benim yürüdüğüm kuzey güney hatıının batısında babamın mezarı vardı. O'na koştum. Selam verdim O'na. "Geciktin" dedi. "Haklısın" dedim, hemen yanındaki kendi yerime uzandım.

"Korkunç bir kabus gördüm baba, ölmemiştim, ölümden korkuyordum daha, üstelik can çekişiyordum."

*Cem Mumcu'nun Muallakta, Araf'ta ve Düşlerde kitabından alıntıdır.

0 yorum:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest