5 Kasım 2017 Pazar

80'li Yılların Öteki Çocukları

80'li Yılların Öteki Çocukları 

Tarih 1986 olsa gerek, Kırklareli'deyiz. Çocuğum tabi, elektrik düğmesi ile oynuyorum, yakıp söndürüyorum, annem müdehale ediyor,

- şşş, oğlum açıp kapama şu ışığı, işaret veriyorsun sanacaklar!!
- ... 1980'li yılları tanımlama ihtiyacı duyduğum her an aklıma gelen ilk şey işte bu anıdır.

Malumunuz 12 Eylül Darbesi Türkiye'de milyonlarca insanının hayatını etkiledi. Hapise giren anneler, babalar, kardeşler, sevgililer... Gözaltında kaybolanlar, işkence görenler... Tam da dünya bir değişim rüzgarına girmişken, pop, disko fırtınası ortalığı kasıp kavururken Türkiye'de milyonlarca insan "açık görüş"ü beklemekle vakit geçiriyordu. (Açık görüşü bilmeyenler için söylemekte yarar var, bayramda seyranda, hapishanelerdeki yakınlarınızla kucaklaşma imkanı veren, aranızda bir engel olmadan sevdiğinizi görmenize yarayan bir görüşme şekli.)

İşte böyle bir ortamda büyüyen çocuklardır bu "ötekiler"! Özal döneminin liberal dünyasında, bu liberaliteden payını alamamış çocuklardır. Bu dönemde etliye sütlüye dokunmayan, işini bilen memur ailelerin, bahsi geçen liberal ekonomi sayesinde rahata eren ailelerin çocuklarının 1980'li yıllar hakkındaki anlatılarından çok farklı bir tarifleri vardır. Bu ötekileştirme asla ve asla bir küçük görme olarak akıllarda yer almamalı. Büyük bir farklılık diyelim. 80'li yılların sadece commodore bilgisayarından, mavi ay dizisi gibi popüler kültür ögelerinden ibaret olmadığının bir sağlamasıdır.

Benim çevremden görebildiğim kadarıyla genelde tek çocuklar hakim bu kesime. O yüzden tek çocuk şımarıklığını pek görebileceğinizi sanmam. Dönemin gerektirdiği koşullar nedeni ile hep bir savunma duygusu içinde olmuşlardır. Aile dostlarının ziyaretlerinden akıllarında kalan hep bilmedikleri siyasi, politik, felsefi söylemlerdir. Ve belirtmek gerekir bu çocukların solcusu-sağcısı yoktur. Her ne kadar benim tanıdığım kesim sol görüşlü ailelerin çocukları olsa da, bu bahsettiğim şeylerin hepsini sağ görüşe ait aileler de yaşadı, yaşamıştır. Çekilen acının rakamlarla ölçülebilmesi mümkün olmadığı için işi rakamlara vurup, sizden şu kadar bizden bu kadar kişi yattı demenin de çok bir anlamı yoktur!

İşte bu öteki çocuklardan birisi de ben idim. Bu bağlamda bu yazı aynı zamanda benim için ufak çapta da olsa bir hesaplaşma, yüzleşme yazısıdır da. 12 eylül öncesinde de aktif siyaset içinde olan babam 1985 yılında Bursa'da yakalandığında babamın adını "başka" öğrenmiş bir ufaklıktım. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nde 70'li yıllarda aktif, legal siyaset yapan babam, 80 sonrasında illegal bir yaşama geçmişti. (Burada altını çizerek söylemek gerekir ki, dönem içinde bulunan bir çok fraksiyondan farklı bir çizgisi vardı TSİP'in. "Bilimsel Sosyalizm" savı ile verdikleri mücadelede şiddete asla yer yoktu(muş). Kitap okuyan, yazı yazan, "Düşün" ve "Felsefe" isimli dergileri çıkaran bir koldu. Bu şekilde bakıldığında "elit" bir kimlikleri vardı. Bahsi geçen illegal dönemde de sadece yazı yazmaya ve fikirlerini insanlara ulaştırmaya çalışan kişilerdi. Şu bilindik anarşist yakıştırmasından farklı değil mi?) Babamın mahkumiyet sebebi ise çok komik. Artık cep telefonlarında melodi olarak dahi kullanılan, söylemenin, yazmanın yasak olmadığı Enternasyonel Marşı'nı dergide yayınlaması. Hani şu yakın dönemde sinemalarda da oynayan "beynelmilel" filmine konu olan marş. Gülüyorum, babam da gülüyor artık...

Kırklareli'ye annem ile birbaşımıza geldiğimizde, annemin tembihini de unutamam, "sakın babam hapiste deme!" Öyle ya, yeni bir şehire gelinmiş. Annem rehberlik merkezinde rehber öğretmen o zamanlar, devlet memuru yani, endişeleri kaygıları var ama, Allah için her anlamda taş gibi bir kadın! Çocukluk bu, anne sözü dinler mi, o zamnların meşhur sözü ile karşılık veriyordum ben de soranlara, "babam siyasi" diyerek! Yine hakkını vermek gerekir ki annem hiçbir şeyden eksik kalmamam adına tek başına büyük bir mücadele vermiştir. Ama babamı metristen çıkaramamıştır 3 yıl boyunca. Annemi bir otorite olarak (içten içe hala) görmemin nedeni de belki de birlikte geçirdiğimiz bu üç yıldır.

Aslına bakarsanız bu dönemi hafif atlatmış bir çocukluk dönemim var. Ama rahmetli anneannemin "baban komünist, komünist" diye bana takıldığında "hayır hayır" diyerek ortalığı yıktığımı da unutamam. Küçüktük küçük olmasına da, Metrisi gördük, metrisi yaşadık. Açık görüş olmadığında camdan ve demirden bir paravan ardında babamla ile telefonda görüşürken, konuşmalarınızı dinleyen askerin gülen yüzünü unutamadım. Benim gibi nice çocuklar adı duyulmamış hapishanelerde yakınlarını gördüler, açık görüşleri iple çektiler.

Peki sonra ne oldu?

Yakınlar hapishaneden fişlenmiş olarak çıktılar. Yaraları sarma dönemi başladı. Bu noktada çocuklar ilerleyen yaşlarda siyasetten olabildiğince uzak tutulmaya çalışıldı. Geçmişte çekilen acılar bakiydi ne de olsa, neme lazım bir kez daha yaşamak mı onları!!! Asla. İşte bu nedenden ötürü ben aile dostlarımızın çocuklarının çoğunda hep bir apolitiklik, bilgisizlik ve hayattan uzaklık gördüm, görüyorum. Babamla yakın zamanda yaptığımız bir sohbette de bu konuda babam şöyle diyordu; "Annenle en büyük tartışmalarımızdan birisiydi senin yetiştirilme şeklin. Annen hep siyasetten vs. bahsetme çocuğa derdi". Anneme kızmalı mıyım bu noktada? Yoksa hak mı vermeliyim? Hem ilgilenmemiş halim böyle ise ilgilenmiş halim nasıl olurdu değil mi? :). Şaka bir yana, anlamak zor değil hiç bu tartışmayı, ama ailelerde yaşanan bu sıkıntılı dönem çocukların gelişim sürecinde büyük zaman kayıplarına yol açmıştır. Bu bir gerçektir.

Bu dönemde bir de yurtdışına çıkanlar var. İşte benim sırf kendi (bencil) açımdan hayıflandığım nokta da bu. Yurtdışına çıkan bu insanlar bir şekilde, geleceklerini garantiye almışlardı. "Dava" için yurt içinde kalan aileler içinse bu garantiye alma işi sadece bir "şans" ile sınırlıydı. Geçtiğimiz ay tatilde babama yine bu konuyu açtığımda, "gitmedik." demekle yetindi. Benim ağzımdan cılız bi şekilde dökülen söz ise yine aynı şeydi, "benim için...".

Polislerle kötü anıları olan bir sürü çocuk da vardır eminim bu dönemde. Gözleri önünde ailelerinin dövüldüğünü, götürüldüğünü görenler vs... Bu konuda da şanslıyım, kare kare görüntüler var aklımda hep... İllegal dönemde, sahilde babamın bir balıkçı ile ufak bir kayığın yanındaki görüntüsü, göztepedeki evimizin mühürü, eve girdiğimizdeki polislerce darmadağan edilmiş evin hali... Ama karakol, polis görüntüleri Allahtan yok hiç. Sadece bir polisin muzlu süt alışı var bana. Demiştim ya, ben şanslı olanlardanım...

18 yaşıma geldiğimde babam yaşadıklarını, bilmem gerekenleri bir şekilde anlattı bana. Karşısına oturup anlatmadıysa da bir arkadaşı ile sohbeti esnasında her şeyi öğrendim. Kaçak dönemleri, yakalanışı, işkenceleri, emniyetten kaçmak fırsatı varken nasıl kaçmadığını... Herşeyi...

Şimdi deniyor ki 80'li yıllar... 80'li yıllar için geceler düzenleniyor, dönemin disko şarkıları çalınıyor, insanlar birbirlerine o yıllara ait anılarını anlatıyor... Pantolon içine sokulan gömleklerden, komik saç şekillerinden... Şundan bundan...

Bu kısa yazı ile hatırlatmakta yarar var, o yıllarda bir de ötekileri yaşayan "öteki çocuklar" vardı. Saygılar efendim...

0 yorum:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest