5 Kasım 2017 Pazar

Bitmeyen Çile; Kıskançlık!

Bitmeyen Çile; Kıskançlık! 

Kıskançlık : Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum (TDK)

Uğruna cinayetlerin işlendiği, öldüresiye dayakların atıldığı, evliliklerin son bulmasını sağlayan, işten kovulmaların önünü de açan bir "tutum" ayrıca bu meret! Az veya çok her insanda var olan bir hissiyat bu. İllaki birisini bir nedenden ötürü kıskanmışızdır geçmişte...

İnsani bir duygu bu kıskançlık amenna ama ilkel, ilkel olmasının yanında bir de uçları çok sivri. Törpülememiz gerekiyor. Sevdikleriniz ve hatta sevmediklerinizin başarısı ile mutlu olmayı, onlar için de sevinebilmeyi, sevgilinize takılan gözleri sindirebilmeyi, sevgilinizin bu gözlere, gülümseme ile cevap vermesini ise hoş karşılamayı öğreneceksiniz. Yapılabilir mi? Vallaha yapılıyor aslında ama, işte bir aması var. Bu yazıda da üstünde duracağımız bu ikili ilişkilerde esas olan kıskançlık. Görece modernleşen toplumumuz içindeki ilişkiler ağında kıskançlığın yeri, kıskançlığın gerekliliği, gereksizliği üstüne biraz kafa yorma niyetindeyim.

Bir ilişki neden başlar? Öncelikle bunun cevabını vermemiz gerekiyor. "Sevmek" ilk akla gelen cevap. "Sevilme ihtiyacı" şeklinde bunu biraz daha masumiyetten uzaklaştırıp bir gereklilik haline getirebiliriz. Bireysellik yolunda tam gaz ilerleyen toplumumuzda bu çok normal bir ihtiyaç aslında. Sorun ise şurada başlıyor, bu ihtiyaçtan başlayan ilişkiler içinde acaba kaçta kaçı gerçekten "sevgi" denen şeyi yaşıyor. Çevremde gördüğüm pek çok ilişkinin bir sevgi yanılsamasından oluştuğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Allahtan bazıları dürüst, sohbet esnasında dert yanıyor bir arkadaşım, "vallaha hafta içi okul-iş derken zaten görüşemiyoruz. Haftasonları görüşüyoruz. Görüştüğümüzde de zaten sevişiyoruz sadece, belki film izliyoruz filan..." diyor, buraya kadar şartları suçlarken ben, yarıda kesiliyor düşünüşüm, "biliyor musun, aslında böylesi en iyisi" diyor.

Paylaşım ne kadar az ise sorun da o kadar az olur tabi ki. "Aman böyle ilişki mi olur?" demeyin, bu şartlarda bile arkadaşım son derece kıskanç bir erkek, keza kız da kıskanç bildiğim kadarıyla. Nelerini kıskanıyorlar merak ediyorum tabi ben de. Hafta içi çok az görüşen, msn-telefon başında geçirdikleri süre, birbirlerinin yüzlerine baktıkları süreden daha fazla olan bu iki insan da bir ilişki yaşıyor ve kıskançlar. Geldiğimiz noktadaki ilişkilerdeki yapaylığı ama bir yandan da gerçek kılma çabasını gösteren güzel bir örnek bence bu.

Kıskançlığı genelde kadına atfeden bir tutumumuz vardır. Kadın erkeği kıskanır. Bunun sebebi ataerkil yapıda olmamız ve erkeğin daha aktif, daha göz önünde bulunmasından kaynaklanıyor. Ancak kadının da üretime katılmasının artık zorunlu olduğu ve kadının da en az erkek kadar göz önünde olduğu özellikle metropollerde modern erkeğin bir anda nasıl mağara adamına dönüştüğünü de görebiliyorsunuz. Önemli olan dengeyi bulmak denilebilir ama o da zor iş. Kıskanmazsınız, "neden benle ilgilenmiyorsun? Yoksa beni sevmiyor musun?" soruları ile bunalırsınız, kıskanırsınız, bu sefer de "Bir nefes aldır mıyorsun bana, biraz rahat bırakamaz mısın beni?" tarzı sorular ile çileden çıkarsınız!

Böyle iken nasıl bir denge kurulur bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da kıskançlığa bu kadar fazla takan insanların hayatında bir dönemin ilgi eksikliği içinde geçtiğidir. En azından benim yaşadıklarımdan çıkardığım şey bu. Kıskançlık bencilliği hem körüklüyor, hem de karşı tarafın ilişkiden, kişiden soğumasını kolaylaştırıyor. Kıskanılmaktan, kıskanmaktan hoşlananların bunu görememesine inanamıyorum. Şöyle bir gerekçe olabilir ama, "Seven insan katlanır!". Vallaha böyle bir gerekçeye söylenecek güzel bir cevabım var da yeri değil efendim. Onun yerine "Yok yaa?!?" diyelim biz.

"Seven insan katlanır" argümanı ile kıskançlığı ve yarattığı sorunları meşru hale getirmek de hastalıklı bir durum. Erkek arkadaşını arayıp, nerede olduğunu öğrenip, mekana gidip kapısında erkek arkadaşını bekleyen insanlar tanıyorum. Mekana gidip içeri girmemesini, bunu düşünceli olmak şeklinde yorumlanmasına hiç değinmiyorum. Genel olarak; "Bunun sebebi ne yahu, manyak mısınız?" diye sorduğumda, "Çok kıskanıyorum, ne yapayım?" cevabını alıyorum. Bu kıskançlık mıdır? Yoksa güvensizlik mi? İşte bir kilit nokta daha size.

Kıskançlığın altındaki etmenlerden birisi olarak ilgi eksikliği var demiştik. Bir de güvensizliği ekleyelim ona şimdi. Güvensizlik, toplumumuzun bir gereği haline gelmiş gözüküyor. Birisine güven duyuyorsanız garip geliyor hatta. Böyle olunca ikili ilişkilerde insanlar kendilerini en azından güvende hissetmek için, daha sonraları "ben elimden geleni yaptım" deme lüksüne sahip olmak için kıskançlık adı altında garip bir kontrol mekanizması kurmaya çalışıyorlar birbirleri üstünde. Bu o kadar mantıksız ve gereksiz ve dışardan bakıldığında o kadar komik bir mekanizma ki... İnsanlar durmadan bir sevgiliye sahip olmazlar malumunuz. Bir sosyal çevreleri, arkadaşları, dostları vardır. Bu ilişki içinde olduğu grupların adı konmamış kuralları, saygı, sevgi çerçeveleri bulunur.

Eğer yukarıda uzun uzun anlattığım özelliklere sahip bir sevgili sahibi olursanız vay halinize, yandınız! Yıllardır kimseden izin almadan buluştuğunuz arkadaşlarınızla, bir anda sevgilinizden izin alarak buluşmaya başlayabilirsiniz? Bunu nasıl sindirebilir bir insan bilemiyorum. Kız veya erkek farketmez. İlişkinizden önce bu insanlarla buluşmak, vakit geçirmek için annenizden ve babanızdan bile izin almazken bir anda bu hakkı kendinde gören birisine diyecek bir kaç çift lafınız olmalı bence. Kırıcı olmaya hiç gerek yok. Soru şudur ve basittir; "Ne değişti?". Gerçekten ne değişiyor ki? Arkadaşlarınız eski arkadalarınız, dostlarınız eski dostlarınız, siz eski sizsiniz, sadece hayatınızın özel bir yerine (en azından öğle olduğunu varsayalım) birisini koymuşsunuz. Eee? Eee yani? "Çocukluk işte" diyerek açıklanacak şeyler değil bunlar. Başlı başına "güvensizlik" kaynaklı tüm bu olanlar.

Sevgiliniz var diye karşı cinsten bir arkadaşınızla sevgilinizden izin alarak buluşmak ne demektir yahu? Başımdan geçen bir olay şöyle; Geçen yıl bir kız arkadaşımla Beyoğlu'nda buluştuk yürüyoruz. "Ay inşallah Mehmet görmez... Of off" diye diye sıkıntıya girdi kızcağız. Hani aramızda bir şey de yok, olsa anlayacağım. Sadece sohbet etmek için buluşmuşuz. Ama sıkıntı büyük, "Ya görürse?"... En sonunda "Ben çekemem bu sıkıntıyı..." diyerek evime yollanmış ve düşünmüştüm, "Ne sevgililer var yahu... Yoksa ben mi yanlışım?". Allahtan güzel bir kahkaha ile bu düşünüşü sonlandırmıştım. Tanık olduğum böylesi bir durumu sevgilinize veya kendinize layık görmeniz önce kendinize sonra da sevgilinize yapmış olduğunuz büyük bir saygısızlıktır! Bunun farkında değil misiniz? Ne kendinize güveniyorsunuz, ne sevgilinize... Büyük tepki alabilir bu cümlem ama bu iş böyle. Tekrarlıyorum, "Ne değişiyor?". Sizle birlikte olmadan önce sevgiliniz birileri ile buluşmuyor muydu? O zaman? Sormadan edemiyorum bu noktada, "madem bu kadar az güveniyorsunuz sevgililerinize, o zaman neden bir ilişkiniz var?"

Peki ya çözüm? Çözüm yok sanırım. Doğru olan, bu kıskançlık tutumunu abartmadan yaşamak diyelim biz. Ama bir müddet sonra iplerin ucu kaçmaya çok müsait olacaktır, bu uyarıyı da yapalım! İlişkilerde karşı tarafa güven esastır. Bunu kimse inkar edemez herhalde. Kıskançlık üstü güvensizlik oyunlarına bu yüzden gerek olmamalı.

Tüm bunları söyledikten sonra hatırlatmakta da yarar var, "beni hiç kıskanmıyorsun" denilerek iki kere terkedilmiş bir erkek tarafından yazılmış bir yazı okudunuz. Aman dikkat! :)

Şu bunaltıcı politika gündemine su serpmesi dileği ile

Saygılar Efendim...

1 yorum:

  1. gerçekten bitmeyen bir çile kıskançlık insanlar aransında ne yapsak tedavisi yok:)

    YanıtlaSil

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest