10 Ocak 2018 Çarşamba

Kadına Kalkan El

Kadına Kalkan El

İnsanın zihninde katlanabileceği acıların listesi var mıdır acaba? Sizin var mı? Katlanılamayacaklar arasında akla ilk gelen "evlat acısı" zannedersem. Kendi canınızdan can kattığınız bir varlığın gözlerinizin önünde bir anda yitmesi. "Allah korusun" diyerek başlarız hep böyle haberler duyduğumuzda ve bir de "Allah sabır versin" deriz. Peki, sevdiğiniz birisi tarafından öldürülesiye dövülmek? Bu var mıdır listenizde? Sevgi adına, "kıskançlık" adına eşiniz - sevgiliniz tarafından dövülmek? Ve gerekirse ölümü tatmak? Katlanabilecekler listesinde midir?

Bu yazıya konu olan haber, aslında bir tetikleme işlevi gördü benim için. Türk toplumunda dayağın yeri, dayağın sevgi ile bağdaştırılması ve en nihayetinde tüm bunlar ile kadının aynı düzlemde birleştirilmesi. Haber tam bir sosyo-ekonomik ve psikolojik çıkarımlarda bulunmak adına uzun uzun değerlendirilesi bir haber! Tam bir ders konusu kanaatimce. Daha 23 Yaşında iken kocasının bıçak darbeleri ile öldürülen Özlem geride hem bir çocuk hem de evlat acısı ile yanan ailesini bıraktı.

Her şey şu görücü usulü dediğimiz çarpıklıkla başlıyor. Bu konuya kısa da olsa daha önceki bir yazımda değinmiştim. Böylesi geleneklerin yanlışlığını görebilmek adına gerçekten de kurbanlar mı vermek gerekiyor? Ailesine yük olmamak nedeni ile görücü usulünü kabul etmesinin altında yoksulluk ve eğitimsizliği görebiliriz. Eğitimsizliği biraz deştiğimizde de İmam Hatip Lisesi Mezunu birisi olarak katsayılara kurban edilmiş bir üniversite yaşamını da görebiliriz.

Bu sağlıksız evliliğin hemen ardından şiddetle tanışan genç kadın neden hemen elinin tersi ile itip bu evliliğe son veremedi? Aile kurumunun kutsallığı bu kadar mı değerliydi O'nun için? Bu kadar erken boşansa ailesi ne derdi? Çevresi ne derdi? Hem bir başına ne yapardı? Daha yeni kafasını sokacak bir "yuva"ya sahip olmuşken hele? Kocasını sevmiş miydi hem? Bilemiyoruz. Geride bize bıraktığı şu sözler var, " "Kimse onu kötü bilsin istemiyorum, yuvam yıkılmasın..." Yuvası yıkılmadı Özlem'in ancak dünyası gerçekten başına yıkıldı. Kıskançlık denen duygunun hastalıklı bir hal almasının nelere varacağının bir göstergesi oldu yaşadıkları da.

Derin bir analiz olmayacak ama, erkeğin şiddet kullanması neredeyse bir "varlık" sağlaması gibi gözükmekte toplumumuzda. Masaya vurduğunda ses gelmeli, bağırmalı çağırmalı vs. Kendi doğasının gereği diyerek de meşrulaştırabiliriz bunu. Doğanın gereği belki ama "kadın" gibi zarafetin ve kırılganlığın simgesi olan bir canlıya kabalık etme hakkını vermiyor bu adaletsiz güç dengesi (dengesizliği).

Özlem'in ve kendisini öldüren kocasının içinde bulundukları maddi imkânsızlığın getirdiği sorunlar yumağı, eğitimsizlik ruhsal bunalımlara da yol açmış olabilir, her şey mümkün ancak burada asıl üstünde durmak istediğimiz şey şiddetin ölümle sonuçlanmasına kadar olan sürede hiç ama hiçbir şey yapılmaması. Özlem Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikâyette bulunmuş bulunmasına ama çevresi ve ailesi tarafından yapılan telkinle "ölüme" gönderilmiş! Şimdi kim hesabını verecek tüm bu olanların? Yakınlarının kendisini gözü yaşlı bir şekilde anıp "keşke..." ile başlayan cümleleri derman olacak mı açılan yaralara? Geri getirecek mi sanki Özlem'i? Aynı gün gazetede çıkan bir haber daha vardı. Polis artık kadına şiddette karşı daha aktif olacakmış. Şiddet riski altında yaşayan kadınların durumu yakından izlenecek. Mağdur kadınlar için işlem yapmayan polislerin şikâyet edilebileceği bir merkez kurulacakmış. Türk polisinin son zamanlardaki ruh hali düşünüldüğünde ne kadar uygulanır bu karar? Türk polisi öncelikle kendi içindeki şiddeti çözmeli gibi geliyor bana ama bu başka bir yazı konusu.

"Eti senin kemiği benim", "Dayak cennetten çıkmadır" gibi söylemlere sahip kültürümüzde dayak ne yazık ki bir eğitim sistemi gibi görülmekte. Unutmuşum, bir de "kızını dövmeyen dizini döven" var. Dayak çözüm değil. Dayak ancak ve ancak bencilliğin en anlamamak istemenin, dinlemezliğin, mağara dönemine ait bir yansıması olmalı. Konuşmanın yeri olmayan bir döneme ait bir şey...

Bu acı tablo keşke bu şekilde son bulsaymış dedirtecek olaylar gelişmiş bu cinayetten sonra. Okuyacaklarınız sıkıcı bürokratik- hukuksal boyutu işin. Ancak alınan kararlar yönünden nasıl bir toplumda yaşadığımızı göstermesi açısından önemli. Erkek egemen bir toplumun nelere mal olabileceğinin üzücü bir kanıtı...

Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılamada savcılık iddianamesinde, sanık hakkında 'Kasten adam öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis isterken, sanığın ifadesine dayanarak cezasında indirim uygulanmasını mahkemeden talep etmiş. Bu ceza indiriminin gerekçesi ise bence atılan dayaklar ve Özlem'e saplanan bıçaklar kadar ağır, kabul edilemez nitelikte. Ceza indiriminin gerekçesi şu şekilde "Sarılmak istedim, kabul etmedi. Beni yataktan attı..." Bu gerekçeye Özlem'in ailesinin avukatı Acurman, "Kadın insandır, mal değildir" diyerek, sanığın cezasının indirilmesi yönündeki talebinin reddedilmesini istemiş. Ancak mahkemenin oy çokluğu ile indirim kabul ediliyor. Ne yazık ki kabul ediliyor. İki erkek hâkimin imzaladığı bu karara, heyetteki kadın hâkim üye muhalefet etmiş. Hâkim Toprak, gerekçesinde şunları yazmış: "... her ne kadar sanık bir kısım savunmalarında maktule olan eşinin kendisiyle cinsel ilişkiye girmeyi reddedip, yataktan atıp hakaret ettiğini savunmuş ise de yargılama sırasındaki beyanında eşini neden öldürdüğüne anlam veremediğini, pişman olduğunu beyan ederek, eşini öldürmeyi gerektirecek eşinden kaynaklanan haksız bir eylem bulunmadığını söylemiştir. Tüm beyanları ve çelişkili anlatımları karşısında, sanığın eyleminin resmi nikâhlı eşini kasten öldürmek suçunun oluştuğunu, olayda maktulden kaynaklanan herhangi haksız eylem bulunmadığı nedeniyle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum."

Yargıtay Başsavcılığı'nın önüne giden dosyada Savcıya göre de kocaya ceza indirimi yapılamazdı: "... evlilik hayatında bir eşin her zaman diğer eşin cinsel talebini yerine getirme yükümlülüğü bulunmadığı için.." Dosya tüm bu hukuki tartışmalardan sonra son aşama olarak beş erkek üyeye sahip Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin önüne gitti. Özlem'in kocasını yataktan atmasını, iteklemesini ve hakaret etmesini 'haksız tahrik' olarak tanımladı ve kocanın cezasında indirim yapılmasını kabul etti.

Dava bu şekilde sonuçlanırsa karısını hatırlamadığı sayıdaki bıçak darbeleri ile öldüren kocası 9 yıl hapis ile serbest kalacak. Serbest kalsın, kalsın tabii ki ama serbest kalması demek bu adamın savunduğu, bu adamın sığındığı fikirlerin de serbest kalması manasına gelecek. Cinsel ilişkiye girmiyor diye bir kadını dövmek, camdan dışarı bakıyor diye dövmek, taşınmak istemiyor diye dövmek. Kıskançlık yüzünden dövmek... Aklınız almıyordur umarım tüm bunları! Avrupa sinemasından kareler değil çünkü bunlar, bunlar yaşanmış ve hala yaşanmakta olan şeyler.

Kendimize sormamız gerekiyor, "Nereye kadar karı-koca arasına girilmez?" diye. Büyük şehirlerin apartman dairelerine hapsedildiğimiz aşikâr. Kalın duvarlarla sokağa, insana kendimizi kapıyoruz. Ama duvarlarımız o kadar da kalın değil aslında. Bağırış çağırışları gecenin bir vakti duyabiliriz her an. "Ne oluyor komşu bir problem mi var?" sorusunu sormaya cesaret etmeliyiz!

Ölümlerin arkasından yazdığım yazılarda derim hep, biz ne dersek diyelim, ne zırvalarsak zırvalayalım gidenler geri gelmeyecek, gelmiyorlar. Özlem'de geri gelmeyecek, nur içinde yatsın. Ama yaşadıklarının bize hatırlattığı bir şey var! Kimse insanoğlunun çağdaşlaştığını filan söylemesin. Çağdaşlaştığımız filan yok çünkü! Katil koca'nın insanlaştığı yok... Sessiz kalan akrabaların insanlaştığı yok... "Sanık, evlilik birliğinin en önemli parçası olan cinsi münasebette bulunmak için eşiyle birlikte olmak istediğinde olumsuz cevaplarla birlikte tehdit edilmiş ve itilerek yataktan atılmıştır, yatağa alınmamıştır. Ağır tahrikte kalmıştır." gerekçesini ciddiye alan Hâkimlerin Savcıların insanlaştığı yok...

Birazcık daha insan olma umuduyla...

Saygılar efendim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest