10 Ocak 2018 Çarşamba

Uyuşturucu

Uyuşturucu

Medya hala Lisede namaz haberleri ile oyalana dursun ben daha can alıcı, daha onikiden vurucu bir gündem yaratma derdine girdim şu pazartesi sabahı. Gündemden hiçbir zaman düşmeyen bir konu aslında, sorun arada sırada kötü bir olayla tekrar hatırlanması, oysaki bir yere gittiği yok, hiç yok hem de.

Mevzu bahis konu(muz), uyuşturucu!

Nereden başlanır böyle bir makaleye... Buldum; İçmeyin ve kullanmayın, içirtmeyin ve kullandırtmayın! Oldu mu?

Bu kadar basit aslında hayat denen oyun alanında bu meret ile karşı karşıya geldiğinizde yapmanız gerekenler. Uyuşturucu kullanan veya kullanmış insanları dinlediğinizde işin öyle olmadığını, şartlar, konumlar, sosyal ilişkiler düşünüldüğü vakit, karar verme mekanizmasının mantık dışı işlemeye başladığını görüyorsunuz. Kişiden kişiye değişebilecek binlerce neden olmasına karşın, istatistiklerde başı çeken neden halaa "MERAK"...

İnsanoğlunun en müthiş özelliği olan düşünebilmesi ve beraberinde gelen "merak" duygusu. 11 yaşlarındayım, Didim'de annemle sahilde oturuyoruz, annem gözlük kullanıyor, "gözlüksüz nasıl gözüküyor annecimm" diye soruyorum, kadıncağız ne yapsın cevap veriyor anlayacağım şekilde "bulanık görüyorum canım, birbirine geçiyor herşey" diyor. Anlamıyorum, gözlüğünü alıp takıyorum, gözüm acıyor, halaa anlamıyorum... Çocukluğumun büyük sorularından birisi haline geliyor "gözü bozuk birisinin gözünden dünyayı görmek nasıl bir şey acaba?" cümlesi. Merak ediyordum, deli gibi merak ediyordum, Lise 3'e geldiğimde merakımı giderdim neyseki, hem astigmatım hem de nur topu gibi bir miyopum olmuştu. İşte uyuşturucuya da aynı bu saf merak yüzünden başlıyor bir çok insan, arada inanın bir fark yok.

Türkiye konum itibariyle çok şanssız bir durumda, dünya uyuşturucu trafiğinin en büyük duraklarından bir tanesi. Doğudan gelen kilolarca uyuşturucunun bir süre beklediği en büyük durak genelde İstanbul oluyor ki arada bir yapılan polis baskınları ile kilolarca ele geçirilen uyuşturucudan da bunu anlarız. Hal böyle olunca uyuşturucuya ulaşmak ve temin etmek çok ama çok kolay bir hal alıyor.

Bundan büyük bir sorun daha var ama bence, işin özü diyebileceğimiz bir sorun. "Hafif uyuşturucular" kapsamına girdiği ileri sürülen THC aktif maddesini bünyesinde barındıran Hint Keneviri'nin, bilindik adıyla esrarın veya otun artık sanki uyuşturucu değilmiş gibi gözükmesi, yasada yeri olmasa da sanki legalmiş gibi çantalarda taşınması, hatta "yakalansam da bir şey olmaz" gibi bir özgüvenin gelmesi insanlara... Çoğu filmde, dizide esrar kullanımını komik, sıradan gösteren sahnelerin yer alması, t-shirtlerde amblemlerinin olması, vs.. vs... Örnekler çok fazlalaştırılabilinir.

Dışardan bakıldığı zaman bu manzaranın tek bir tarifi vardır; "Korkunç". Eğer kullanan biriyseniz ise bu tepkinizin yine tek bir tarifi vardır "Saçmalık, o iş öyle değil.." Empati yapalım hadi ve kendimizi düzenli bir kullanıcı olarak düşünelim, aklımıza neler gelir kendi durumumuzu meşrulaştırmak için?

En büyük argüman; "esrarın zararı yok ki", Küfür etmek istiyorum da, ayıp... Esrarın zararı yok diyorsanız, sigaranın da zararı yok deme gafletinde bulunuyorsunuz demektir. Kaldı ki filtresiz bir şekilde içilen bu meret sigaradan kat ve kat daha fazla zarar verecektir, özellikle samsun 216 ile sarıldığında... Kullanıcıların içine düştükleri en büyük yanılgı, tehlikeyi sadece fizyolojik olarak görmeleridir. Zararı yok ki derken, sosyal yaşamlarındaki değişimleri gözlemlemeleri gerekir. En büyük etki "ERTELEMEK" kavramının hayata girmesi olarak gösterilir. Miskinlik, bir şey yapmama vs... Buradan bakıldığında zararsız gibi gözükse de, bu kavramı hayatın her alanına uyguladığınız düşünüldüğünde işin ciddiyeti biraz daha anlaşılır. Örnek verelim; esrarın yaratıcılığı arttırdığı gibi bir yargının var olduğu söylenir."süper bir fikir geldi, şunu buldum, şunu yapalım" gibi fikir uçuşmalarının çok ama çok azının hayata geçirilmiş olması ve bunun sosyal araştırmalarda da kanıtlanmış olması kimseyi şaşırtmamalı... Doğru canım, hiiiççç zararıı yok... Hayat akıp gidiyor önünden be canım kardeşim...

İkinci en büyük argüman "Hollanda da serbest, devlet kaliteli mal veriyor abii", Ülke politikasını, bu işin ekonomide, turizmdeki yerini filan hiç açmayacağım, tek bir şey söyleyeceğim, elin Hollandalısı bir angutluk yapıyor diye biz de armut mu olalım yani? Yok öyle bir şey...

Üçüncü argüman "Ben arada kullanıyorum, hayatımı fazla etkilemiyor", Bu da çok fazla kullanılan bir argümandır, "düzenli kullanıcı değilim, arada bir keyif olsun diye içiyorum" yalanı. Etkilemez olur mu? Bu şeyi elde etmek için bile bir ilişkiler ağına dahil olmanız gerekir en basitinden, arkadaşının arkadaşının bilmemnesi şeklinde... Ve bir bakılmış ki çevrenizdeki arkadaşlarınız ile ortak paydanız sadece bu uyuşturucu olmuş!

Uzatmayalım, bahane bulmak çok kolay sonuçta. Ve inanmak istemedikten sonra da asla burada yazılanların, daha önce binlerce kez yazılmış makalelerin, yapılmış araştırmaların bir faydası olmaz. Olmayacaktır da!

Esrarda durum böyleyken, bir de işin daha korkutucu boyutu olan, 90'ların ortalarından itibaren Türkiye'de hızla yayılan etkin maddesi mdma (metheylenedimethoxymethamphetamine) olan Ecstasy (xtc) kullanımı var. Son derece sağlıksız (uyuşturucu bu tabi şeker değil ama son derece zehirli maddeler de olabiliyor içinde) ortamlarda üretilen bu haplar artık liselerde çok kolay temin edilecek konuma geldi.

XTC kullanan birisinin yukarıda bahsettiğimiz bahanelerden hiç birine sahip olamayacağı apaçık ortada. Artık iş kimyasalların elinde çünkü. Sinir sistemine direkt nüfuz eden, vücudunuzdaki serotonin kanallarını açan bir uyuşturucunuz var.

XTC nin etkisini kabaca şöyle açıklayabiliriz. Vücudumuz serotonini bize çok ama çok az bir şekilde salgılatır. Kendi içinde depolar hep fazlasını. Mutluluk anlarında serotonin azar azar salgılanır ve mutlu oluruz. Misal bir mezuniyet töreninde, bir yarışı kazandığınızda, evlendiğinizde vb... XTC denen illet öyle bir şey yapar ki, haftalarca, aylarca birikmiş serotoninin tamamını veya çok fazlasını bir anda vücudunuza katar. İşte mutluluğun sebebi budur. Sorun şudur ki, bu ani kullanımın ardından vücutta kalmayan serotonin yüzünden kişiler hasta olur... Kısa süreli depresyon diye tanımlamaktadır kitaplar. Kullanıcılar arasında ise "düşüş" denir bu duruma. Sürekli kullanımı düşünürseniz, vücudunuzun bu dengesini sürekli olarak bozmanız çok değil bir kaç yıl içinde size kat kat fazlası ile geri dönecektir emin olun. XTC denen şeyi bıraktıktan sonra serotonin dengenizin tekrar eski seviyesine gelmesi için gerekli zamanın 2 ila 5 yıl olduğunu söylersem sanırım işin ciddiyeti biraz daha anlaşılır.

Durumlar böyle ama, genç bünyeler bu şekilde düşünmüyor. Yapılan röportajlarda "abii alkolden daha ucuza geliyor" diyorlar... Alkolden daha ucuza... Ne diyeceğimi bilemiyorum... Elektronik müzik ile ilişkilendirilmesi konusu var bir de bu uyuşturucunun ama bu bir başka yazı konusu. Burada söylemek istediğim ise şu, Türkiye'de elektronik müziği artık getto sahiplendi (gettolar sahiplendirildi) ve en büyük xtc tüketimini de onlar yapıyor olsa gerek artık. Biraz, çok değil biraz eğitimi olan bir kimsenin bu şeyi ağzına koyacağına ihtimal vermek istemesem de, gerçekleri de kabul etmek lazım... Aspirin niyetine alanlar az değil... Yazık, ne diyebilirim ki, yazık işte...

Türk filmi havasında bir anlatım olacak belki ama; esrar kullanımının uyuşturucu yolculuğunda bir başlangıç olduğu bir gerçek ve aklı başında psikiyatrlar tarafından bu kabul edilmekte. Uyuşturucuya başlayan kitlenin büyük bir çoğunluğunun daha önce sigaraya da karşı olduğunu biliyor muydunuz? Peki kimyasala karşı olan esrar kullanıcılarının pekçoğunun daha sonra uslanmaz arlanmaz xtc bağımlıları olduğunu? Hikaye değil bunlar, son derece gerçek mevzular...

Aslına bakarsanız biraz boş laflar bu lafların hepsi, kulaktan şifa olmuyor çünkü. Uyuşturucuyu bırakmış kişilerin yaşadıklarına bakarsanız göreceğiniz genelde şudur; büyük bir duvara toslamışlardır en sonunda ve yeter demişlerdir. Bu sağlık sorunları şeklinde de olabilir, sosyal yaşamlarındaki sorunlar şeklinde de olabilir. Önemli olan hayattan kallavi bir tokat yemeleridir. Bu tokat sayesinde de "bırakmayı istemek" güdüsü doğmaktadır kendiliğinden. İşin ciddiyeti açığa çıkmıştır çünkü.

Yukarıda bahsettiğimiz esrar kullanımında bu duvara toslama hemen değilse de bir gün işe geç kalındığı için işten atılma şeklinde kendisini gösterebilir mesela... Bu yüzden kendinizin ve hayatınızın kıymetini bilin!!

Anneler ve Babalar,

* Çocuğunuza güvenin ama onu kontrol edin. Şüphelendiğinizde odasını aramaktan kaçınmayın, şüphelendiğinizde zorla test yaptırmaktan çekinmeyin, YAPIN!

* Arkadaş çevresi ile mutlaka ilişkiniz olsun, uzak durmayın, çocuğunuzun hayatını önemseyin ve habersiz kalmayın.

Eğer çocuğunuzu uyuşturucu ile yakalarsanız;

* Asla kabullenmeyin, "amaan sadece ot içiyor işte bizde gençliğimizde içtik" diyerek boş vermeyin.

* Asla yumuşak davranmayın, asla! Bu en büyük yapılan hatadır. Bu şekilde davranmanızın yararı değil zararı olacaktır! Hayatın bir tokatını yemesi gerekiyor daha önce de bahsettiğimiz gibi, gerekiyorsa sizin tokatınız da olur!

* Başlama nedenini net bir şekilde öğrenmeli ve ona göre bir davranış geliştirmeniz lazım. Bunun için de bir psikiyatrdan yardım alın, asla utamayın sıkılmayın. Çocuğunuzun ve sizin hayatınız söz konusu.

* Çocuğunuz şehir dışında ise gönderdiğiniz parayı mümkün olduğunca kısın, borç alacak diye korkmayın, türk filmlerinde yaşamıyoruz, kim kime borç veriyor öyle kolay kolay...

* Uzun lafın kısası, "çocuğumla arkadaş gibiyiz" safsatalarını bir kenara bırakıp oğlunuza/kızınıza ANNELİK - BABALIK yapın! Başka ihsan istemez...

Not: Tüm yazı bitene kadar isim veremedim, ne olsun ne olsun diye dşündükten sonra, sanırım en doğru başlığı buldum...

Saygılar Efendim.

0 yorum:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Yeraltı Yazıları on Feedburner Yeraltı Yazıları on Google+ Yeraltı Yazıları on Youtube Yeraltı Yazıları on Facebook Yeraltı Yazıları on Twitter Yeraltı Yazıları on Pinterest